Kayseri’nin Soğuk Sabahında Başlayan Bir Hikâye
Remline takipçilerine özel hazırladığımız bu içerikte “Alaycı bakış ne demek” hakkında önemli bilgiler paylaşacağız.
Sabah erken saatlerde Kayseri’nin o sert rüzgârı yüzüme çarptığında içimde her zamanki gibi karışık bir his vardı. 25 yaşındayım. Bazen kendimi hâlâ üniversite kantininde oturuyor gibi hissediyorum, bazen de sanki yıllardır omuzlarında ağır bir yük taşıyan biri gibi. O gün içimde özellikle garip bir sıkışmışlık vardı.
Cebimde defterim vardı. Küçük, kenarları yıpranmış bir defter… Günlük tutmayı seviyorum çünkü bazı şeyleri sadece kendime anlatabiliyorum. İnsanlara anlatınca eksiliyor sanki duygularım. Kayseri’nin gri sabahı, taş sokakları ve uzaklardan gelen simit kokusu arasında yürürken aklımda tek bir soru dönüp duruyordu:
“Alaycı bakış ne demek?”
Bunu o sabah gerçekten biri bana sormadı. Ama ben, dün gece yaşadığım bir anı tekrar tekrar zihnimde oynatıyordum.
Kafede Başlayan Sessiz Gerilim
Dün akşam bir kafede oturuyorduk. Eski bir arkadaşım… ya da artık tam olarak “arkadaşım” diyemeyeceğim biriyle. Aramızda yıllar vardı ama aynı şehirde olunca insan geçmişini de yanında taşıyor.
Konuşuyorduk. Başta her şey normaldi. Kahve, gürültü, insanlar… Ama bir an geldi ki, cümlelerim havada asılı kaldı. Bir şey anlatıyordum, önemli olduğunu düşündüğüm bir şey… belki biraz kırılgan, biraz da içten.
O ise bana baktı.
İşte o bakış…
Ne tam gülümseme, ne tam küçümseme… ama içinde bir şey vardı. Keskin, soğuk ve hafif yukarı kıvrılmış bir dudak çizgisiyle birleşen bir göz hareketi.
O an içimden bir şey koptu.
Çünkü o bakış bana şunu söylüyordu gibiydi:
“Bunu ciddiye mi alıyorsun?”
İşte o an zihnimde ilk kez net bir şekilde şu soru oluştu:
Alaycı bakış ne demek?
İçimdeki Çatışma
O bakıştan sonra konuşmayı sürdüremedim. Kelimelerim bir anda ağırlığını kaybetti. Sanki söylediklerim gereksizleşti, küçüldü.
O an yüzümde bir sıcaklık hissettim. Utanç mıydı, öfke mi bilmiyorum. Belki ikisi de.
Ama asıl ağır olan şey şu oldu: kendime olan güvenimin bir kısmını orada bırakmış gibiydim.
Kafeden çıktığımda Kayseri’nin soğuğu yüzüme çarptı ama içimdeki şey daha soğuktu. Eve yürürken defterime bir şeyler yazdım:
“Bazı bakışlar konuşmaktan daha fazla şey söylüyor. Ama hepsi gerçeği söylemiyor.”
Alaycı Bakışın Anlamını Aramak
Ertesi gün uyandığımda ilk yaptığım şey yine o sahneyi düşünmek oldu. İnsan bazı anları unutmaz ya… Ne kadar zaman geçerse geçsin, zihnin bir köşesinde tekrar tekrar oynar.
O yüzden kendime dürüstçe sordum:
Alaycı bakış ne demek?
Kendi içimde bunun cevabını bulmaya çalıştım.
Alaycı bakış; sadece bir mimik değil. İçinde hafif bir küçümseme, biraz üstünlük hissi, bazen de karşısındakini ciddiye almama hali barındıran bir bakış.
Ama en kötüsü şu: bunu açıkça söylemez. Sessizdir. Bu yüzden daha da ağırdır.
Çünkü sessizlik bazen bağırmaktan daha çok can yakar.
Kayseri’de Bir Gün Daha
O gün dışarı çıkmam gerekiyordu. Şehir yine aynıydı ama ben aynı değildim. Tramvayda otururken insanların yüzlerine baktım. Kim bilir kaç kişi aynı şeyi yaşıyordu: anlaşılmamak.
Bir çocuk annesine bir şey anlatıyordu, kadın dalgındı. Genç bir çift sessizdi. Yaşlı bir adam camdan dışarı bakıyordu.
Ve ben düşünüyordum:
İnsanlar birbirine bakarken ne görüyor?
Ben o gün artık bakışların sadece bakış olmadığını biliyordum.
Bir Bakışın Bıraktığı İz
Kafedeki o anı düşündükçe içimde iki duygu birbirine karışıyordu: hayal kırıklığı ve merak.
Hayal kırıklığı çünkü ciddiye alındığımı hissetmemiştim.
Merak çünkü o bakışın gerçekten alay mı, yoksa benim hassasiyetim mi olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Belki de sorun bendeydi.
Ama sonra şunu fark ettim: İnsan bazen kendini suçlayarak başkalarının davranışlarını anlamlandırmaya çalışıyor.
Geçmişe Açılan Kapı
O akşam eski defterlerimi karıştırdım. Üniversite yılları, ilk dostluklar, ilk kırgınlıklar…
Bir sayfada şöyle yazıyordu:
“Beni dinliyor gibi yapıyorlar ama gözlerinde başka bir yer var.”
O cümleyi yazdığım günü hatırladım. O zaman da birinin bakışı beni böyle hissettirmişti. Demek ki bu ilk değildi.
Demek ki bazı bakışlar gerçekten bir iz bırakıyordu.
Kendimle Yüzleşme
Kendi kendime şunu sordum:
“Ben mi fazla anlam yüklüyorum, yoksa insanlar gerçekten bazen alaycı bakıyor mu?”
Cevap net değildi.
Ama şunu biliyordum: İçimde bir yerde hâlâ kırılgan bir yan vardı. Ve o yan, ciddiye alınmak istiyordu.
Belki de mesele buydu.
Alaycı bakış ne demek sorusu, sadece bir tanım arayışı değil, aynı zamanda bir kabul edilme isteğiydi.
İkinci Karşılaşma
Bir hafta sonra aynı arkadaşla tekrar karşılaştık. Bu kez daha kalabalık bir ortamdaydık. Ortam daha gürültülüydü, insanlar daha çok gülüyordu.
Ben daha temkinliydim.
Konuşurken dikkat ediyordum. Kelimelerimi seçiyordum.
Ama bir an yine o şey oldu.
Kısa bir anlık bakış…
Yine aynı ifade.
Belki ben abartıyordum, belki de gerçekten oradaydı.
Ama bu kez farklıydım. İçime kapanmadım.
İçimdeki Ses
Kendi kendime şunu söyledim:
“Bu bakış benim değerimi belirlemez.”
Ama yine de kolay değildi.
Çünkü insan zihni bazen mantığı değil, duyguyu takip eder.
O an içimde bir şey daha netleşti: Ben artık bakışların beni bu kadar etkilemesini istemiyordum.
Ama bu bir anda olmuyordu.
Gece ve Defter
O gece eve döndüğümde defterimi açtım. Kayseri’nin sessizliği pencereden içeri sızıyordu.
Şöyle yazdım:
“Alaycı bakış ne demek diye sormuştum kendime. Belki de cevap çok basit: karşındakinin seni küçümseyen bir sessizlikle izlemesi. Ama asıl zor olan, bunun sende bıraktığı yankı.”
Kalemi bıraktım.
Bir süre boş sayfaya baktım.
Sonra şunu fark ettim: Aslında en çok canımı yakan şey bakış değil, o bakışın bende uyandırdığı değersizlik hissiydi.
İnsanların Bakışları ve Ben
Zaman geçtikçe şunu anlamaya başladım: İnsanlar bazen farkında olmadan böyle bakabiliyor. Bazen gerçekten alay etmek için değil, sadece anlamadığı için…
Ama bazen de evet, bilinçli bir şekilde.
Ve hangisi olursa olsun, insanın iç dünyasında aynı etkiyi bırakabiliyor.
Benim için bu süreç bir öğrenmeydi.
Kayseri’nin sokaklarında yürürken artık sadece insanlara değil, kendime de bakıyordum.
Umut ve Kırılganlık
İçimde hâlâ kırılgan bir taraf var. Ama artık bundan kaçmıyorum.
Çünkü o kırılganlık olmasa, belki de bu kadar derin hissedemezdim.
Ve hissetmek, bazen acı verse de, insanı canlı tutuyor.
Son Düşünceler
Bugün geriye dönüp baktığımda, o kafedeki an hâlâ zihnimde net.
Ama artık o an beni eskisi gibi sarsmıyor.
Çünkü şunu öğrendim:
Alaycı bakış ne demek sorusu sadece bir tanım değil. Aynı zamanda insanın kendini nasıl gördüğüyle ilgili bir mesele.
Eğer içimizde güçlü bir zemin varsa, o bakışlar sadece geçip gider.
Ama o zemin zayıfsa, en küçük bakış bile büyük bir dalgaya dönüşebilir.
Ben hâlâ öğreniyorum.
Hâlâ yazıyorum.
Ve hâlâ Kayseri’nin soğuk sabahlarında yürürken içimden geçenleri anlamaya çalışıyorum.
“Alaycı bakış ne demek” ile ilgili bu kapsamlı rehberi tamamladık. Remline olarak daha fazlası için buradayız!